Türk otomotiv sanayinden net mesaj
“Türkiye’nin yeni montaj fabrikalarına ihtiyacı yok”
Türkiye otomotiv sanayinin Türkiye’ye teknoloji getirecek, Türkiye’de Ar-Ge yapacak yatırımlara ihtiyacı olduğunu vurgulayan OSD Başkanı Cengiz Eroldu, “Biz yabancı yatırımlara, Çin’in yatırımlarına karşı değiliz ama bunların muhakkak Türkiye’ye katma değer sağlayacak, Türkiye’deki rekabeti olumlu yönde etkileyecek, Türkiye’deki mevcut sanayiyi de geliştirecek yönde yatırımlar olması lazım” dedi.
Otomotiv Sanayii Derneği (OSD) geçtiğimiz hafta İstanbul’da düzenlenen basın toplantısında 2026 yılının ilk 9 aylık dönemine ilişkin verilerini açıkladı. Geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 6 gerileyen toplam üretim 971 bin 159 adet olarak gerçekleşti. Geçen yılın ilk 9 aylık dönemine göre yüzde 17 azalan otomobil üretimi ise 528 bin 366 adede ulaştı. Traktör üretimiyle birlikte toplam üretim ise 986 bin 584 adet olarak gerçekleşti. Ticari araç grubunda, yılın ilk 9 ayında üretim yüzde 12, hafif ticari araç grubunda yüzde 13, ağır ticari araç grubunda yüzde 7 yükseldi. 2025 yılının ilk 9 aylık dönemine göre ticari araç pazarı yüzde 5, hafif ticari araç pazarı yüzde 5, ağır ticari araç pazarı ise yüzde 7 geriledi. Yılın ilk 9 ayında, bir önceki yılın aynı dönemine göre, toplam otomotiv ihracatı adet bazında yüzde 11, otomobil ihracatı ise yüzde 27 azaldı. Bu dönemde, toplam ihracat 685 bin 671 adet, otomobil ihracatı ise 317 bin 970 adet düzeyinde gerçekleşti. 2026’nın ocak-eylül döneminde toplam pazar, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 13 azalarak 832 bin 521 adetten kapandı.
Türkiye otomotiv sanayi 2026 yılı ilk 9 aylık sonuçları değerlendiren OSD Başkanı Cengiz Eroldu, Türk otomotiv sanayinin önemli bir yatırım döneminden geçtiğini vurguladı. 2025 yılında yüzde 29 olan yerli üretim satış rakamlarının 2026 Eylül ayı itibariyle yüzde 34’lere çıktığını belirtti.
Kur ve enflasyon kapasite kullanımını olumsuz etkiliyor
Kapasite kullanımında da mevcut üretime paralel olarak bir miktar kötüleşme olduğunu belirten Eroldu, “Kurların ve enflasyonun yardım etmediği bir piyasada özellikle ihracat ve üretim açısından baktığımız zaman kapasite kullanımının da zayıflaması, Türk otomotiv sanayindeki şirketlerin maliyetleri açısından bir ikinci sorun olarak karşımıza çıkıyor” dedi.
“Otomotiv sanayinin Türkiye ekonomisine katkısı büyük”
2026 yılının ilk 8 ayında dış ticaret dengesinde olumlu bir tablo olduğuna değinen Eroldu, “Toplamdaki dengeye baktığımız zaman uzun yıllar sonra pozitife döndüğünü görüyoruz. 3,5 milyarlık bir pozitif denge var dış ticarette. Bu da otomotiv sanayinin Türkiye ekonomisine yaptığı katkının daha da büyümesi anlamına geliyor” dedi.
Çin ihracatta agresif büyümeye devam ediyor
Çin otomotiv pazarını değerlendiren Eroldu, “Bu sene Çin’in iç pazarının ciddi bir şekilde daraldığını görüyorsunuz. İlk 8 aylık rakamlara göre Çin’de yüzde 22’lik bir daralma var. Fakat toplam üretimdeki daralma 3.8 mertebesinde. Yani ilk 8 ayın rakamlarını dikkate aldığımız zaman Çin 2026 yılını 30 milyon gibi bir üretimle kapatacak. Aslında onların da kapasite kullanım oranları bir miktar eksiliyor diyebiliriz. Fakat geçen seneye göre ise tabii bu aradaki farkı kapatabilmek için ihracata daha da agresif bir şekilde yaklaşıyorlar. İlk 8 aylık Çin’in toplam ihracatı da 7,1 milyon oldu. Bu da geçen seneye göre yüzde 67’lik bir artış. Boşluğu buldukları ülkelere Çinlilerin hızlı bir şekilde penetre olmaya çalıştığını görüyoruz ki Avrupa’da da bir takım ek vergiler uygulanmasına rağmen Çinlilerin bu agresifliği hızlı bir şekilde devam ediyor” açıklamasında bulundu.
“Avrupa otomotiv sanayi Türkiye’siz olmaz”
Türkiye’deki otomotiv STK’ları olarak geçen ay ortak bir pozisyon belgesi yayınladıklarını belirten Eroldu, “Bu belgenin arkasında OSD, OİB ve TAYSAD var. Burada biz daha güçlü bir Avrupa otomotiv sanayinin Türkiye’siz olmayacağına ama bunun için de benzer politikaları benimseyen bir değer zincirinin olması gerektiğine inanıyoruz. Deklarasyonumuzda da bunun altını çizdik. Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin rekabetçiliğine önemli bir katkısı var. Avrupa Birliği’nin buradaki ana amacı Çinlilerin agresif politikalarına karşı kendi sanayilerini ve kendi sistemlerini korumak, bunu anlıyoruz. Ama bunu daha güçlü bir Avrupa otomotiv sanayi kurulmak isteniyorsa bunun için Türkiye’nin de muhakkak bunun bir parçası olması lazım. Zaten Türkiye uzun yıllardır bunun bir parçası. Bu pozisyon belgemizde aslında Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki önemli rakamların altını çiziyoruz. Bizim ortak deklarasyonumuzun ana fikri hem bizim hem Avrupa’nın daha rekabetçi olması açısından Türkiye’nin mutlaka Avrupa’nın bir parçası olması gerektiği. Benzer politikalara bakarsak zaten her iki bölgede de hem standartlar hem de homologatif kurallar açısından da aslında Türkiye uzun yıllardır Avrupa Birliği’ni birebir izliyor. Aynı kuralları, aynı tarihlerde, aynı zamanlarda devreye alıyoruz. Benzer mevzuatı Türkiye’de biz de uyguluyoruz” dedi.
Önemli tartışma konularından birinin de yeni Çin yatırımları olduğunu vurgulayan Eroldu, “Bugün Avrupa’da- yanılmıyorsam- 4 tane aktif olan Çin yatırımı var. Türkiye’de henüz Çin yatırımı yok. Avrupa Birliği ile olan bu tartışmalar sırasında önemli argümanların bir tanesi de Türkiye bu sisteme dahil olursa Çin yatırımları nasıl yönetilecek? Avrupalıların bizim yaptığımız toplantılarında da ortaya koyduğu en büyük argümanların bir tanesi bu. Türkiye Çin’in arka bahçesi olacak mı olmayacak mı? Bu konuda da bizim görüşümüz gerçi bunu pozisyon belgesinde de koyduk. Yeni yatırımlar konusunda da Avrupa’nın kurallarının benzer kurallarını bizim de uygulamamız. Zaten Türkiye’de de baktığımız zaman Sanayi Bakanlığımız başta olmak üzere Sayın Bakanımız da çok uzun yıllardır Türkiye’ye gelecek olan yeni yatırımların mutlaka Ar-Ge ve teknolojiyle birlikte olması gerektiğinin altını çiziyorlar. Türkiye’nin yeni montaj fabrikalarına ihtiyacı yok. Türkiye’ye teknoloji getirecek, Türkiye’de Ar-Ge yapacak yatırımlara ihtiyaç var” dedi.
“Ya yatırım olsun ya yaptırım olsun”
Eroldu, “Avrupa Birliği’nin de bu Made in Europe kapsamında yeni yatırımlara yönelik benzer uygulama öngörüleri var. Avrupa’da bundan sonra yatırım yapacak olan otomotiv şirketlerinin yaptıkları cironun, belli bir kısmının Ar-Ge harcaması olması, belli yüzde de malzemeyi Avrupa’dan satın almaları gibi. Bizim de OSD olarak en başından beri söylediğimiz, hatta daha önceki basın toplantılarımızda “ya yatırım olsun ya yaptırım olsun” şeklinde ifade ettiğimiz bir yaklaşımımız var. Orada da biz de yabancı yatırımlara, Çin’in yatırımlarına karşı değiliz ama bunların muhakkak Türkiye’ye katma değer sağlayacak, Türkiye’deki rekabeti olumlu yönde etkileyecek, Türkiye’deki mevcut sanayiyi de geliştirecek yönde yatırımlar olması lazım. Bunu önemli buluyoruz. Bu kapsamda da bizim görüşümüz Türkiye’yle- Avrupa Birliği’nin ortak çalışma yapısının gelecekte de devam etmesi. Biz de bu yönde lobicilik çalışmalarımızı STK’larla birlikte, aktif bir şekilde devam ettiriyoruz” sözleriyle Türkiye’ye gerçekleştirilecek yabancu yatırımlarla ilgili yoğun bir gündemlerinin olduğunun altını çizdi.

